|
|
![]() Tam Gün’de son gelişmelerMerhaba Aslında yaz tembelliği hakkımı kullanıp bu sayıyı boş geçecektim. Evdeki kitapların arasında bir ilk basım bulunca sevindim ve bunu paylaşmak istedim. Bir sahaf arkadaşım ailemize hediye etmiş 1953 Yenilik Yayınları’nda çıkan bu şiir kitabını. Sararmış sayfalarını okuyorum yıllar sonra bu değerli hediyenin. Abasıyanık ilk ve tek basılı kitabı “Şimdi sevişme vakti”inde: “Çıplak heykeller yapmalıyım./ Çırılçıplak heykeller/ Nefis rüyalarınız için” diye sesleniyor biz fanilere o ölümsüz sesiyle. Gündem yine bir yaza yakışmayacak kadar dolu ve karmaşık. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi “Tam Gün” yasası ile kısmi iptal kararı aldı ve yasa şu haliyle daha önce de belirttiğimiz gibi “Tam Güm” yasası oldu. Bunun Sağlık Bakanı ile Sağlık Çalışanları arasında bir barışın sağlanması fırsatı olabileceğini düşünmüştüm. Ne de olsa zararın neresinden dönülse kardır. Ama öyle olmadı ve bu süreç yeni süre giden gerilimi artırdı. Zarar kârdır diye düşünülmüş olsa gerek. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası’nın bazı maddelerini iptal eden Anayasa Mahkemesi’nin, hukuk devleti ilkelerine aykırı davrandığını belirterek, kararı uygulamayacağını söyledi. Yasanın 30 Temmuz’da yürürlüğe gireceğini belirten Bakan Akdağ, “Bu tarihten sonra üniversitelerde görev alan doktorlar dışındaki sağlık personeli Tam Gün Yasası’na uymak zorundadır. Muayenehane açamaz” uyarısında bulundu ve ekledi “açanı yakarım.” Tam bu anda Abasıyanık şiirinden mısralar geliyor önüme: “Ey önümden geçen ak sakallı kasketli,/ Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci/ Sana önce/ Şiirlerin tadını/ Aşkların tadını/ Kitaplardan tattırmalıyım/ Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden... Türk Tabipleri Birliğinin (TTB) basın demeci konuyu yorumlamamıza yardımcı olacaktır: Anayasa Mahkemesi; Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler, özelde çalışan hekimler ve tıp fakültelerinde öğretim üyeleri yönünden 1219 sayılı Yasa’nın 12. Maddesi’ne konulan başka sağlık kuruluşlarında çalışma yasağını iptal etti. Kararın gerekçesi yayınlanıncaya kadar bu maddenin 30 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe girmesi halinde giderilmesi güç zararlar doğuracağı için de maddenin yürürlüğünü durdurdu. Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra, Üniversitede olsun Sağlık Bakanlığı’nda olsun kamuda çalışan hiçbir hekim muayenehanesini kapatmaya, işyeri hekimliğini bırakmaya veya ikinci görevinden ayrılmaya zorlanamaz. Durum böyle iken “Tam Gün Yasası”yla ilgili bütün iddiaları Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla geçersiz hale gelmiş olan Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ın, Mahkeme kararını ısrarla yanlış yorumladığı ve kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği görülmektedir. Gerek Sayın Bakan tarafından medyada, gerekse Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nin 16.07.2010 günlü “Tam Gün Kanunu ile İlgili Basın Açıklaması”nda; “Anayasa Mahkemesinin kararına ve kanuna göre öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açması veya özel sağlık kuruluşlarında çalışması mümkün bulunmamaktadır. Bu uygulama 30 Temmuz 2010 tarihinden itibaren başlayacaktır” ifadesi altı çizilerek vurgulanmıştır. Hatta kısmi zamanlı çalışmaya devam eden hekimlerin memurluktan atılacağı yönünde hukuk dışı ifadelere yer verilmiştir. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda belirtilen, 30 Temmuz 2010 tarihinden itibaren kamuda çalışan hekimlerin 8 saatlik mesai sonrası işyeri hekimliği yapmasını, özel bir sağlık kuruluşu veya hastanede ya da özel muayenehanesinde kısmi zamanlı çalışmasını yasaklayan düzenlemenin hangi kanun metninde yer aldığı ise iddia sahipleri tarafından açıklan(a)mamaktadır. Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ın “Devlet memurlarının ikinci bir iş yapmaları yasaktır. Devlet hastanelerinde çalışan doktorların ikinci iş yapabilmelerine izin veren bir kanun vardı. Bu kanun sadece doktorlar için bir istisna getiriyordu. Biz Tam Gün Kanunu’na bir madde koyarak bu kanunu kaldırdık. Bu istisna kalkmış oldu. Anayasa Mahkemesi de bu Kanun’u kaldıran maddeyi iptal etmedi. Bu halde “doktorlar hem hastanede çalışıp hem muayenehane açamazlar” yaklaşımı gerçeklerle bağdaşmamaktadır ve hukuki olarak hiçbir geçerliliği yoktur. Gerçekten de; Sayın Bakan’ın bahsettiği 2368 sayılı “Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun”, Tam Gün Yasası ile 30 Temmuz 2010 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmaktadır ve CHP tarafından açılan davada bu düzenlemenin iptali istenmemiş ve bu nedenle de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmemiştir. Ancak, bu durum kamuda çalışan hekimlerin 8 saatlik mesai sonrası işyeri hekimliği yapmasının, özel bir sağlık kuruluşu ya da hastanede ya da özel muayenehanesinde kısmi zamanlı çalışmasının yasak olduğu anlamına gelmemektedir. Gerçekte “Tam Gün” Yasası ile hekimlerin, güvencesiz ve giderek düşürülecek ücretlerle, günde 14-15 saat tek bir kurumda çalışmaya mecbur bırakılması planlandı. Ancak Anayasa mahkemesi yasaya ilişkin kararında bu durumun olanaksızlığını ortaya koydu. Bu durum aslında tüm kamu çalışanlarını da ilgilendiren bir durumdur. Özellikle üniversitelerde hekimler dışında kalan meslek gruplarını da ilgilendirmektedir. Tabii, basın ve Sağlık Bakanlığı halkın daha çok ilgi duyacağını ve “oy-ilgi” potansiyelini düşünerek bunun sadece hekimler ile ilgili yönünü ortaya koymaktadır. Bu karmaşık durum giderek büyümekteydi ve yerinde bir kararla hiç değilse karmaşanın önüne geçildi. Ülkemizde oy ve ilgi ihtiyacı duymadan sadece halkın ileri vadede yararına olacak kararları alabilen kurumların olması ne kadar umut verici. Ortadaki tablo aslında şöyle özetlenebilir: Ülkemizde 100.000 civarında hekim bulunmaktadır. Bu hekimlerden muayenehanesi olanlar ancak 10.000 civarındadır belki de daha az. “Tam Gün” yasasının getireceği düzenlemenin sayısal oranı aslında böyledir. Yaklaşık 1 yıldır bu 100.000 civarında hekim gurubunun hemen hepsini temsil eden dernekler, odalar bunun sakıncalarını anlattılar ve bildiriler yayınladılar. Sağlıkta reform uygulamalarının aslında birinci basamak sağlık hizmetlerini de özelleştirdiğini ve bunun sonuçlarının halka yaratacağı sıkıntıları aktardılar. Ancak ilgili kurumlar buna sağırdılar, ta ki Anayasa Mahkemesinin kararına kadar. Bu konuda TTB’nin son basın bültenini de yayınlamak gelinen durumu anlamakta yararlı olacaktır: “5947 sayılı Kanun’un bütün hekimlere çalışma yasağı getiren 7. maddesi 30 Temmuz 2010 günü yürürlüğe girecekti. Anayasa Mahkemesi, 16 Temmuz 2010 günü açıkladığı kararı ile 5947 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 12. maddesinin değiştirilen; İkinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “...bentlerden yalnızca birindeki...” ibaresini Anayasa aykırı bularak iptal etti. Anayasa Mahkemesi, sadece kararı iptal etmedi, aynı zamanda iptal edilen maddeye ilişkin verdiği kararın sonuçsuz kalmaması için yürürlüğünü de durdurdu. Sağlık Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi kararını sonuçsuz bırakacak bir biçimde Mahkemenin kararının üniversite öğretim üyeleri dışındaki hekimleri kapsamadığını, hekimler kamu dışında çalışmaya devam ederse memuriyetten çıkarma dâhil her türlü işlemi yapacağını açıkladı. Türk Tabipleri Birliği, hem yazılı hem de sözlü olarak kararın bütün hekimleri kapsadığını hukuki dayanakları ile belirterek, Sağlık Bakanlığı’nı Anayasaya uygun davranarak Mahkeme Kararını uygulamaya çağırdı. Bu çağrıları sonuçsuz kalınca, TTB Anayasa’ya aykırı Bakanlık işleminin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi ile Danıştay’a başvurdu. Bugün Danıştay tarafından açıklanan yürütmeyi durdurma kararı ile Bakanlık işleminin Anayasa Mahkemesi kararına ve hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldı. Böylece hekimler, 30 Temmuz 2010 tarihinden itibaren de kamu kuruluşlarındaki mesailerinin bitiminde mesleklerini başka yerlerde de yapabileceklerdir. Danıştay’ın verdiği bu son kararla Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı yorumların yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Biz Türk Tabipleri Birliği olarak bütün hekimlerimiz adına Sağlık Bakanlığı’nı halkımıza ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli bir sağlık hizmeti vermek üzere göreve çağırıyoruz. TTB olarak; hekimlerin tek bir işte, tehdit edilmeden zorlanmadan, teşvik edilerek tam süre çalışmasını savunuyoruz. Bu çalışmanın; hekimler dâhil olmak üzere bütün sağlık çalışanlarının güvenceli, makul çalışma sürelerinde, sağlıklı koşullarda, şiddetten arınmış bir ortamda, hedef gösterilmeksizin, insanca yaşayabilecekleri bir temel ücret karşılığında olmasını istiyoruz. Biz biliyoruz ki çok zor koşullarda çalışan bütün sağlık çalışanlarına bu haklar sağlandığında, halkımıza verilen sağlık hizmeti de daha iyi bir düzeye gelecektir.” Aslında bu durum hekimler sağlık emekçileri ile Bakanlığın barışı için ve ülkemizde daha etkin sağlık düzenlemelerinin yapılması için iyi bir şanstır. Dilerim bu şansı yakalarız. Dergimizin bu sayısında sevgili arkadaşım Dr. İsmail Çepni Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında bir dosya hazırladı. Aslında çok önceden hazırlanıp gönderildi bu dosya. Eminim okuyucularımızın çok ilgisini çekecektir. Ülkemizin sağlık sistemi ve sağlık çalışanlarının mesailerinin düzenlenmesi ile ilgili sorunlar devam edecektir. Biz hekimler ilk defa kendi kaderimizi çizme konusunda daha aktif olmamız gereken bir dönem yaşıyoruz. Abasıyanık’ın dizeleri ile hepinize rahat, huzurlu, gelecek güvenceli yıllar diliyorum: “Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,/ Nasıl etsem nasıl yapsam da/ Meydanlarda bağırsam” Yaz sonunu mutlu getirmek dileği ile… “Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.” Dr. N. Süleyman Özyalçın sozyalcin@doktordergisi.com ![]() ![]() ![]() ![]() |