top

 

  hakkımızda yayın kurulu reklam ekibimiz iletişim

 anasayfa

 bu sayıda

 editör

 bilimsel editör

 arşiv

 makale




 


 





Uyumsuzluk üzerine


 
 
Yeri geldiğinde dolu dolu bir HAYIR demek hem çok rahatlatıcıdır hem de gereklidir insan için.
HAYIR diyebilen insan tarih yazandır, kişisel tarihinde ya da insanlık tarihinde bir çentik atabilendir. İnsanlık tarihini HAYIR diyenler yazmıştır aslında.
Çünkü egemenlere kafa tutmanın sözcüğüdür HAYIR... Anadolu bilgeliğinden süzerek dile getirdiği “Zalime yürekten bir hayır desen - İnan mutluluktan sarhoş olursun” sözleriyle, halk ozanı tam da bunu anlatıyor olabilir mi ne dersiniz?..
Egemenlik alanlarını daraltmak için; “SAVAŞA HAYIR” der kimi insanlar, “NÜKLEERE HAYIR” der bazıları da... Bazen “TERMİK SANTRALE HAYIR” diyenler de olur, kimi zaman “BASKIYA ZULME HAYIR” diye yükselir itirazlar... HAYIR, bazen “geçit yok” anlamında kullanılır, bazen “dokunma” anlamında...
Yüzlerce örnek sıralanabilir insanlık mücadelesinden, hepsi de iyi amaçlar için, insanın insanca yaşaması için dile getirilen HAYIR’lar üzerine... Kişiliklidir HAYIR sözcüğü, bu nedenle severim. Bana karşı olsa bile...
HAYIR demek güzeldir, çoğumuza pek sevimsiz gibi görünse de... Çocuk ebeveynlerine karşı ilk kişilik gösterisini, kocaman bir HAYIR’la yapar, sevmediği yemeği kaşıklatmak isteyen anne ya da babasına HAYIR der, sevimsiz gelir ilk anda... Oysa en sevimli olduğu hallerinden biridir o an, gözler yumuk, kaşları çatmaya çalışır ve bağırır HAYIR diye. Kadın, kocasına HAYIR diyebildiği an gerçek bir kadın olduğunun bilincindedir. (Bilmiyordum ne kadar çok psikoloğun kadınlara HAYIR demeyi öğretmeye çalıştığını, yeni öğrendim...)
Çalışanlar hak gasplarına HAYIR diyebildiklerinde, işyerlerinde mutlu olmanın yolunu açarlar. Hekimler, haklarında çıkarılan yasalarla mesleki açıdan zayıflatılmak istendiklerinde HAYIR diyebildikleri için haklarını korumayı başarmışlardır, daha çok yakın zamanda... Bu HAYIR sayesinde, sağlıkta neoliberal piyasacı uygulamaların dayattığı dönüşüm yasalarına bağlı olarak çıkarılan TAM GÜN yasası uygulanamaz olmuştur. Dedim ya, HAYIR demek güzeldir, hem de iyidir... Sevimsiz hiç değildir. Korkacak bir şey yok yani...
Egemenler hep onaylanmak isterler oysa... Sırtlarının sıvazlanmasını, önlerinde eğilinmesini, yaptıkları her şeyin yanlarına kâr kalmasını beklerler... Egemenliklerini pekiştirmek için de alabildiğine yalnız olmak isterler, çevrelerinde “dikkat et”, “bu yanlış”, “yaptığın kurallara uymaz” diyecek makamların olmasından hoşlanmazlar. Makamlar da onların yaptıklarını hep onaylamak için var olmalıdır... “Benim bakanım, benim valim, benim milletvekilim, benim cumhurbaşkanım, benim belediye başkanım” diye konuşan biri varsa çevrenizde, o bir “egemendir” dikkatli olun. Kendisine HAYIR denmesinden hiç hoşlanmayacaktır... Ve muhtemelen “benim mahkeme başkanım”, “benim hâkimim”, “benim savcım” sözlerini pek yakında açıkça söyleyebilmenin düşlerini kuruyordur. Gücüne güç katmak, egemenliğini pekiştirebilmek sevdasıyla...
12 Eylül’de sandık başına gideceğiz. Daha önce 16 kez değiştirilmiş olmasına karşın özü hep aynı kalmış olan 12 Eylül Anayasa’sında yapılan değişimi onaylamamız ya da reddetmemiz isteniyor bizden. “Evet” ya da “hayır” dememiz bekleniyor... 30 yıl önce Türkiye’yi yeni dünya düzenlemesinin kuralsızlığına mahkûm etmek için kurgulanan sistemin ürünü olan yeni 12 Eylül Anayasası’nı, bu kuralsız vahşi düzenin önündeki tüm engelleri kaldıracak ve yönetenlerin de yeri geldiğinde hesap vermesini engellemeye kapı açacak olan yasayı onaylamamız ya da reddetmemiz gerekiyor... Evet dememiz, başımızı sallayıp geçmemizden çok memnun olacaklar var. Güçlerine de güvenir görünüyorlar, bütün veriler artık azınlıkta kaldıklarını gösterse de. Özgüven gösterişine rağmen, her nedense yine soldan medet umuyorlar!..
Tıpkı bir süre önce sağlığımızdan sorumlu olan “büyüğümüzün” yaptığı gibi, her şeyimizden sorumlu olan “büyüğümüz” sesleniyor şimdi sol duyumuza: “İşte size hesap sorma fırsatı” diyerek... Sanki o “hesap” hiç sorulmamış, bugüne kadar yer altına saklanılmış da ses çıkarılmamışçasına... Sanki o “hesabı sormak” için Anayasa Mahkemesi’ni ve yüksek yargı kurumlarını beyefendinin emrine vermek tek uygun yolmuş gibi... Ve bu tek uygun yola girebilmek, bir partinin gizli toplantılarında keşfedilen demokrasi boncuğunu “Yeni Anayasa”ya montajlamaktan geçiyormuş gibi...
Ben, hayat yolunda uyumdan çok uyumsuzluğun rengine kapılanlardanım. Yeri geldiğinde bir “HAYIR” demenin değerini yaşayarak öğrenenlerdenim. Tercih belirtmenin tüm toplumun yaşamını etkileyecek önemde olduğunu hissettiğim zamanlarda “bana ne” diyerek boşverenlerden de olamam. Boşvermek bir anlamda “evet” demektir bence. Egemenlerin onaylatmak istediklerinin, çoğunlukla onların kendi çıkarlarına hizmet ettiğini bilirim. Ve en önemlisi, geçmişe dair hesaplarımı birilerine gördürmek yerine, kendi hesabımı kendim görmeyi tercih ederim.
İşte böyle... Kimileri uyumludur evet deyip geçer, sonra işine bakar. Kimileri boşverir... Kimileri de uyumsuzluğu, mücadeleyi, zor olanı sever; HAYIR’ın cesur yanına, felsefi anlamına, kişilikli duruşuna vurgundur, “HAYIR” der. Ben de onlardanım...

Yeni dünya düzlemeleri giderek zorlaştırsa da...
Herkes için sağlık dileğiyle
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere...

Saynur ÇETİNER
saynurcetiner@doktordergisi.com




 




   
       
  Bu sitede yer alan içerik izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.  
  En iyi görüntü için 1024x768 piksel ekran çözünürlüğü, i.e 5.5 ve üzeri tarayıcı kullanılmalıdır.  
  Doktor Dergisi Sia Yayıncılık'ın markasıdır.